İttihat Ve Terakki Cemiyeti ve Osmanlı

Karanlıklar ülkesi

Sözü çok edilen aydınlık bir Türkiye canlandıralım gözümüzde: Önce ülkeyi derinden sarsan fail-i meçhuller; Kışlalı, Hablemitoğlu, Mumcu, Aksoy, Üçok… Hepsi için bugün arkalarında ne görüyoruz? Karanlık. Abdi İpekçi cinayeti; dönemin bütün en düst düzey bürokratları aramızda, hatta katili elimizde, en yakınındaki arkadaşları olayları ayrıntıları ile anlatıyor, ulaşılan netice; karanlık.

Susurluk kazası ile ortaya çıkan mafya, siyaset, işadamı, bürokrat denklemi, elde ne var; karanlık. Sonra malum failliler, Danıştay cinayeti, Başbakan’a suikast hazırlığı, emekliler çetesi; karanlık.

Kontr-gerilla, Jitem, Güneydoğu… karanlık. Devlet içinde devlet, derin devlet; karanlık. PKK ve bütün silahlı örgütler; karanlık.

Bir dönem ortaya çıkan, sonra çökertilen Hizbullah; karanlık. Çekiç-güç, İncirlik, Yüksekova; karanlık. 4 Temmuz 2003; karanlık. Sivas, Maraş, Çorum olayları, eldeki bütün delillere, yıllarca süren mahkemelere rağmen söyleceğimiz tek şey; karanlık.

Türk Siyasal Sisteminin Karakteri

İttihat ve Terakkî siyasal geleneği, yerleştiği günden beri kendini korum adına, sürekli olarak farklı hamleler içinde bulunmaktadır. Bu karakter, kendisini su yüzünde tutmayı başararak, üstelik baskınlaşarak gücünü korumaya bakıyor.

Başlangıçta, Anayasa’da Devletin resmi dini İslâm olarak kabul edilmektedir. 1. Mecliste, Ali Şükrü Bey, muhalefet grubu içinde Mehmed Âkif, Hasan Basri Çantay gibi isimler bir erken seçim kararıyla tasfiye ediliyorlar. Bu tasfiyeden sonra, denetim, tamamen İttihatçı geleneğin elinde kalıyor. Muhalefet artık bu parlamentoda yoktur.

İçeriği paylaş