İttihat Ve Terakki Cemiyeti ve Osmanlı

Enver Paşa’nın hayali ve Sarıkamış İhata Harekatı

Tarihimizin kırılma noktalarından birisi olan Sarıkamış Harekatı'nın üzerinden doksan dört yıl geçmesine rağmen, bu harekat hâlâ sarahate kavuşturulmamış ve tartışmalar sürüp gitmektedir. Allahüekber dağında donarak şehit olan askerler (Kimi tarihçilere göre şehitlerin sayısı kırk bin, kimisine göre altmış bindir. Bir kısım tarihçi de bu sayıyı doksan bin olarak gösteriyor.) dolayısıyla bir hezimet olarak görülmekte ve bundan birinci derecede Harbiye Nazırı Enver Paşa sorumlu tutulmaktadır. Tarihi olayları sebep-sonuç ilişkisi bakımından iyi incelemezsek, yanlış anlamalar ortaya çıkmaktadır.

Buna en iyi örnek Sarıkamış Harekatı ve Enver Paşa'dır. Tarihi şahsiyetlerden birisi olan Enver Paşa, bir kesime göre vatan kahramanı bir kesime göre de vatan hainidir. İki bakış açısı da doğru değildir. Enver Paşa hataları ve sevaplarıyla tarihe malolmuş bir şahsiyettir ve öyle kabul edilmelidir.

Ne aşırı yüceltelim ne de hakaret edelim

Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid vefatının 93 yılında bir programla anıldı. Abdülhamit'i anlatan Prof. Dr. Vahdettin Engin, "II. Abdülhamit döneminin yanlış bilgilerle insanlarımıza aktarılması tarih ilmi açısından büyük talihsizliktir. Geleceğe iyi bir perspektifle bakmak ancak yakın geçmişi doğru bilmekten geçer." dedi.

II. Abdülhamit, Vefatının 93. yılında Fatih Belediyesi Ali Emiri Kültür Merkezi'nde anıldı. Programda tarihçiler Prof. Dr. Vahdettin Engin ile Doç. Dr. Erhan Afyoncu' katılımcılara Abdülhamit'i anlattı.

33 yıllık iktidarı döneminde II. Abdülhamit'in doğuştan gelen yeteneklerle devleti ayakta tuttuğunu anlatan Afyoncu, "Elmalı, Akif, Said Nursi gibi dini hassasiyeti olan insanların bile O'nu anlamada zorlandıkları bir dönem olduğunu" söyleyerek Abdülhamit'e zamanında karşı olan birçok şahsiyetin sonradan hatalarını itiraf ettiklerini kaydetti.

II. Abdülhamit'e haksızlık edildiği anlaşılmaya başlandı

İttihat ve Terakki’nin sırları

Kazım Karabekir'in anılarından oluşan ''İttihat ve Terakki Cemiyeti'' adlı kitap okurla buluştu. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Kazım Karabekir kitaplarının üçüncüsü olan ''İttihat ve Terakki Cemiyeti'', yazarın anılarından oluşuyor.

Karabekir kitapta, ''İttihat ve Terakki'' adını ilk olarak nasıl bulduğunu ve 1909 yılına kadar süren cemiyet içindeki gizli ve açık eylemleri anlatıyor. Kazım Karabekir'in 1944 yılında hazırladığı ''İttihat ve Terakki Cemiyeti'', diğer kitaplarında olduğu gibi yazarın kaleminden çıktığı haliyle yayımlandı. İleri gelen üyelerinden birinin sırlarını ortaya döktüğü ''İttihat ve Terakki Cemiyeti'', dönemin karanlıkta kalan yönlerini açığa çıkaran önemli bir kaynak olma özelliği taşıyor. Kazım Karabekir, cemiyet hakkında şu bilgileri veriyor: "Terakki ve İttihat Cemiyeti, tarihimizin her zaman için iftihar edeceği bir teşekküldü.

İttihat ve Terakki ne idi?

Bu sorunun cevabını bilmek, bu cemiyetin doğuşundan itibaren siyasal hayatımızda yaşadığımız badirelerin, çalkantıların anlamını kavramak kadar önemlidir.

Feylesof Rıza Tevfik Bey'in hastanede altı hatim indirmesi...

Ruhi Naci Sağdıç, gerek Mehmed Âkif'i ve gerekse Hasan Basri Çantay'ı çok iyi tanıyan bir muharrirdir. Aynı zamanda Balıkesir'e bağlı Pelit Köylü Balıkesir mebusu Mehmed Cavid Bey'in de damadıdır. Sebilürreşad mecmuasında pek çok yazı, hatıra kaleme almıştır. Bunlardan biri de Feylesof Rıza Tevfik Bey'le ilgilidir. Bu noktada hatıraya geçmezden önce bu Rıza Tevfik hakkında kısaca bilgi vermekte yarar var:

İttihat Ve Terakki Cemiyeti

İttihat Ve Terakki Cemiyeti ve Osmanlı

Bâbı Âli Baskını

Bu günkü sayfamızda, dağılma dönemindeki Osmanlı'da İttihat ve Terakki denilen belanın melanetlerinden birini anlatmaya çalıştık. Bazı kaynaklarca bu toprakların gördüğü ilk askeri darbe olarak ifade edilen Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı'nın en hassa olduğu dönemde patlak vermiştir. Hakkında düzinelerce kitap yazılan bu darbeyi imkanlarımız ölçüsünde anlatmaya çalıştık.

Bâb-ı Âli Baskını
Bab-ı Âli Baskını denilen vahim senaryo 23 Ocak 1913'te oynanmaya başladı. Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı, Mithat Şükrü Bleda, Yakup Cemil, Mustafa Necip, Kara Kemal, Doktor Nazım, İzmitli Mümtaz, Silahçı Tahsin, Samuel Israel ve Ömer Naci baskını düzenleyenlerin önde gelen isimleriydi. Enver Paşa ve İttihatçı fedailerden Yakub Cemil'in başı çektiği grup, Büyük bir cüretle gündüz vakti gerçekleştirilen bu baskın ile başta Harbiye Nazırı Nazım Paşa olmak üzere on bir kişi katledildi.

Osmanlı’dan günümüze terakki meselesi

Çağdaş Türk düşüncesi ve Çağdaş İslam düşüncesinin kavramlarından biri olan terakki, Türklerin gündemine 19. yüzyılın son çeyreğinde giren büyülü bir kavramdır. Osmanlı Devleti, 17. yüzyıldan itibaren, batı dünyası karşısında ilmi ve maddi bakımdan zayıflamaya başlamıştır. Batılı bilim adamları ve onların yerli uzantıları, söz konusu gerileme ve çöküntüyü direk İslam'a bağlayıp, İslam'ın terakkiye mani olduğunu ileri sürmüştür. Müslüman mütefekkirler, başta Namık Kemal ve Mehmet Akif olmak üzere, bu fikre karşı çıkacak görüşler ortaya koydular. Dinin terakkiye engel teşkil etmediğini, bilakis teşvik ettiğini söylediler.

Osmanlı’dan günümüze terakki meselesi

Çağdaş Türk düşüncesi ve Çağdaş İslam düşüncesinin kavramlarından biri olan terakki, Türklerin gündemine 19. yüzyılın son çeyreğinde giren büyülü bir kavramdır. Osmanlı Devleti, 17. yüzyıldan itibaren, batı dünyası karşısında ilmi ve maddi bakımdan zayıflamaya başlamıştır. Batılı bilim adamları ve onların yerli uzantıları, söz konusu gerileme ve çöküntüyü direk İslam'a bağlayıp, İslam'ın terakkiye mani olduğunu ileri sürmüştür. Müslüman mütefekkirler, başta Namık Kemal ve Mehmet Akif olmak üzere, bu fikre karşı çıkacak görüşler ortaya koydular. Dinin terakkiye engel teşkil etmediğini, bilakis teşvik ettiğini söylediler.

31 Mart olayı ve bugünkü rol değişimi

Tarihi, boş sözlerle yâd etmeyi bırakıp, anlama ve öğrenme çabası içine girmezsek, bize sunulanlarla yetinirsek, önümüze konanların doğruluğundan şüphe etmez, bağlantıları anlamaya çalışmazsak, şu an içinde bulunduğumuz bilgi kirliliğinden ve rahatça yönlendirilmekten kaçmamız mümkün olamayacak sanırım.

Osmanlı Devleti yıkıldı, Türkiye Cumhuriyeti kuruldu derken, biri tamamen ve tüm izleriyle ortadan kalktı ve sonra diğeri tamamen beyaz bir sayfada başladı demek de zor. Tarihin akışıyla birlikte, önceki birçok tartışmamız ve niteliğimiz de aynen aktarıldı aslında. Bugün tartışılan birçok olgunun geçmişi eski, 100-150 sene önce de gündemdeydi birçoğu. Bu sebeple, geçmişi bir "hatıra kartpostal"ı gibi değil de, bir "kıssadan hisse" gibi okumak en doğru olanı.

İçeriği paylaş