İttihat Ve Terakki Cemiyeti ve Osmanlı

BİRİNCİ DÜNYA HARBİ VE OSMANLI DEVLETİ

Bilindiği üzere, İttihatçılar'ın ısrarlarıyla harbe giren Osmanlı Devleti ve müttefikleri bütün cephelerde savaşı kaybediyordu ve ülke çok güç durumdaydı. Tam bu sırada sıkışan Enver Paşa'nın, İkinci Abdülhamid Hân (rh.)'ın görüşlerini almak için Beylerbeyi Sarayı'na gittiği görüldü. Abdülhamid Hân hazretlerinin kızı Ayşe Sultan, "Babam Abdülhamid" isimli hâtıralarında görüşme ânıyla alâkalı olarak şunları nakleder:

İTTİHATÇILAR VE II. ABDÜLHAMİD HÂN (RH.)

Refik Halit'ten okumuştum, hatırımda kalan özünü zikredeceğim... Birinci Cihan harbi'ni kaybetmişizdir. Bir İttihatçı'ya sorarlar: "Batırdınız ülkeyi! Bitirdiniz! Cevap verir: Biten neymiş? Bu mücâdele bitmez. Yeni başlıyoruz. Düşmanı kovup atacağız! Soruyu soran kendi kendine söylenir: "Ne yaman adamlar!"

Doğruydu o sözün, ileriye mâtuf mânâsı... Gerçekten de, Millî Mücâdele'nin çekirdek kadrosunu genç İttihatçılar oluşturdu. Onlar ve de din adamları... Kendiliğinden başlayış, öyle olmuştur. Diğer teşkilatlanmalar daha sonra gerçekleşmiştir.

İttihatçılar'ı değerlendirmek zor bir meseledir. Reaksiyonlara kapılmamak zor olduğu için, değerlendirme yapmak da zordur.

Gençtiler. Çok gençtiler... Her şeyi aksiyonla halledeceklerini sanıyorlardı. Yenileşme hareketlerinden kendilerine doğru-dürüst bir mîras da kalmamıştı. Fikrî yönleri çok zayıftı. Dünyayı ve Türkiye'nin geleceğini değerlendirebilecek durumda değillerdi.
Abdülhamid Hân rahmetullâhi aleyh şöyle diyordu:

Sultan Abdülhamid'in sürgün günlerine dair notlar bulundu

Son dönem Osmanlı tarihinin üzerinde en çok tartışılan kişilerinden birisi olan Sultan Abdülhamid hakkında çok konuşulacak yeni bir günlük bulundu. Günlük, Prof. Dr. Metin Hülagü tarafından kitaplaştırılarak Timaş tarafından yayınlandı.

Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin nadide eserler bölümünde tek nüsha halinde bulunan ve şimdiye kadar hiçbir araştırmacı tarafından çalışılmamış Abdülhamid'in hususi doktorluğunu yapmış Atıf Hüseyin Bey'in günlükleri Prof. Dr. Metin Hülagü tarafından fark edildi.

Abdülhamid'in özel doktoru Atıf Hüseyin Bey'in günlüğünü ilaç firmalarının vermiş olduğu bir el büyüklüğündeki gayet küçük 12 ajandaya yazdığı belirlendi. Büyük bir titizlikle günümüz Türkçesine çevrilen günlükler, notlandırılarak Timaş Hatırat dizisinden yayımlandı.

İTTİHATÇI DOKTOR GÖZETİMİNDE BİR PADİŞAH

Müslümanlar Ermenilerden ne ister?

Hilal Kaplan, Taraf'taki yazılarında sık sık 'Ermeniler Müslümanlardan ne ister' diye soruyor. Gerçekten de meseleye İslami zaviyeden nasıl bakılabilir ve nasıl bakılmalıdır? Hilal Kaplan yazılarında sık sık Boğazlıyan Müftüsü Abdullahzade Mehmet'e atıfta bulunuyor ve dolayısıyla şüphesiz bu zatı Müslüman-Ermeni ilişkileri açısından bir örnek ve model olarak görüyor olmalı. Ve bu zatı yine zımnen aynı beldenin kaymakamı Kemal Bey'in karşısına oturtuyor. Kemal Bey'i biraz daha yakından tanıyacak olursak, onun meselenin ya baş sorumlularından ya da baş mağdurlarından biri olduğunu görürüz. Birinci Dünya Savaşı'nda Rus Hükümeti ile ilişkili Ermeni ahaliden kurulu çeteler Türk nüfusa karşı saldırı ve katliamlar yaparlar. İktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası, ilçede bulunan tüm Ermenilerin Suriye'ye sevk edilmesini mülkî amir olarak Kaymakam Kemal Bey'den talep eder. O da bu kararı uygular. Osmanlı Devleti'nin savaşta yenilmesinden sonra İttihat ve Terakki Partisi dağılır.

Vefatının 93. yıldönümünde Abdülhamid'i rahmetle anıyoruz

Neredesin Abdülhamid! Siyonizm ve İsrail, Mısır'ı da Amerika'yı da teslim aldı.

Filozof Rıza Tevfik , Abdülhamid tahttan düştükten sonra; "Neredesin, neredesin Abdülhamit bizi yine Rodos'a, Midilli'ye, Fizan'a sür; yeter ki biraz insanca yaşayalım" diye feryad ediyordu.

Şimdi feryad sırası bizde; "Neredesin neredesin Abdülhamit, siyonizm sadece Filistin'i işgal etmemiş, Mısır'ı ve Amerika'yı teslim almış, birazcık 'hafiyelik' yap da siyonizm zulmünden kurtulalım."

Abdülhamit tahttan indirildiğinde; gafiller ve satılmışlar ona "KızılSultan" derken, Alman basını onu dünya barışının teminatı olarak karikatürize ediyordu.

Kavram kargaşasından mayın tarlasına

Günümüzün en temel sorunlarından biri hayatımızı bütün yönleriyle kuşatan alanlarda yaşanan kavram kargaşası. Nerede nasıl durulacağı, neyin nasıl anlaşılacağı, neyin nasıl kavranacağı bilinemiyor. Bu, yöneticisinden yazarına, halkından bireylere kadar genel bir durum.

Bu karmaşada kimi zaman söz söylemenin bile anlamı olmuyor. Çünkü söylenenler genelde karşılık bulmuyor. Özellikle bu yakın zamanda "Ergenekon karmaşası", "muhafazakâr lâik çatışması" gerilimi olaylara bakmayı iyice zorlaştırdı. Taraflar kim ne derse desin bu kavramların ve karmaşanın gölgesinde kalıyor. Düşünün ki, bir seçim sürecinde Millî Görüş geleneği bile Muhafazakâr Amerikancılar tarafından Ergenekon'un dinci ayağı olarak yaftalandı.

Dünün ve bugünün “intikam mantığı”

Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eser, geçtiğimiz günlerde Nobel yayınlarından çıktı. Mehmet Emin Erişirgil’e ait eser, Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar tarafından yayına hazırlanmış.

Kitabı okudum, okumanızı tavsiye ederim.

Osmanlı devletinin yenilgiyi kabul ettiği günlerde, Ziya Gökalp, Edebiyat Fakültesi Reisi (Dekan) M. Emin Erişirgil’e, vasiyet gibi olan şu sözleri söylüyor: “Düşmana mağlup olmakla İttihat ve Terakki mantığı iflas etmiştir. Bu mantığın tam tersi Hürriyet ve İtilaf mantığıdır. Bugün değilse yarın bu mantığın hâkim olması kuvvetle muhtemeldir. Bu mantık, intikam mantığıdır; hâkim olduğu zaman birçok suçsuz vatandaş türlü eza ve cefaya uğrayacaktır. Yalnız bununla kalmayacak, memleket büsbütün elden gidecektir. Şimdi sizin gibi İttihat ve Terakki mantığına iştirak etmemiş, fikrinde bağımsız kalmış olanlara düşen vatani bir görev var: Birleşiniz, bu intikam mantığına meydan vermeyiniz.” Sayfa 151, 152.

Siyonist Yahudi’nin hesabı

Duygusal dalgalarla yaşanan bir dünyada sağlıklı sonuçların nasıl oluşacağı üzerinde pek düşünülmüyor. Anlık durumlar insanlara heyecan veriyor, ardından nasıl bir sonucun çıkacağı da kestirilemiyor. Sömürgeci egemen sermaye, ya da siyasal egemen güçler oyunlarını ustaca sergilerler. Bu oyunda izleyiciler, seyirciler para, zaman ve emek vererek bu dolaylı oyuna katkıda bulunurlar. Asıl figüran onlardırlar. Oyunda yer alan baş aktör, diğer oyuncular bu kitleleri peşinden sürüklerler. Oyunun arka planındakiler hiçbir zaman öne çıkmazlar.

Ortadoğu dünyanın ruh merkezi. Peygamberler yurdu ve toprağı. Bu coğrafya üzerindeki büyük çekişme insanlık tarihinin başlangıcına dayanır. Peygamberlerin birer mazlum olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli. Burada bir kavmin de Peygamberlerin getirdiği uygarlığa karşı verdiği savaş sürüyor. Bu, böyle kalmayacak sürmeye devam edecek.

İttihad ve Terakki Cemiyeti’nde Yahudi etkisi…

Osmanlı Yahudi Cemaati ve 1908 Devrimi" başlığı altında ilginç bir yazı dikkatimi çekti. Daha önce burada İngiliz elçisinin İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin iktidara gelişiyle birlikte ülkesini bilgilendirirken "Meraka mucip bir hadise yok. İyi niyetli çocuklar göreve geldiler" şeklinde işlerin yolunda olduğuna dair mülahazasını konu edinmiştim. Zaten o "iyi niyetli çocuklar" koskoca bir imparatorluğu on yıllık bir süre içerisinde parçalayıp heder etmişlerdir.

İttihad ve Terakki Cemiyeti içinde "Yahudi Faktörü" ise her zaman konuşula gelmiştir. Zaten dikkatimi çeken de yazıda konuyla ilgili "sivri retorik ve asılsız iddialardan" söz edilirken, "İTC" güdümlü "Jön Türk" hareketindeki Yahudi varlığı mevzu ediliyordu. Şöyle ki:

"... Selanik Yahudisi olan Alber Fua, İTC'nin en önde gelen destekçileri arasındadır...

Hem vatan haini, hem milli kahraman

Talha Uğurluel hocamızın Tuzla'da düzenlemiş olduğu tarih seminerlerinden birindeyim. İçerisi, seminerin başlamasına yarım saat olmasına rağmen tıklım tıklım dolu. Yanımdaki arkadaşla Abdülhamit döneminden bir iki konuyu tartışıyoruz. Önümüzde oturan genç bir adam, sohbetimizden hoşlandı olsa gerek ki, bize birkaç soru sordu. Konu döndü dolaştı İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Enver Paşa'ya geldi. Konuşmalarından muhafazakâr birisi olduğu bariz belliydi. Onun için (genellikle sağ görüşlü zihniyetlerinde ortak düşüncesi) çok sevdiği biricik Osmanlı'sını yıkan adam hainden başka bir şey olamazdı. Hatta o bir ara daha da ileri giderek: "Bütün İttihat ve Terakki üyeleri haindir" dedi. Fakat dün tarih kitapları yazılırken sadece sağ değil, sol görüşteki birçok kimse de biricik Atatürk'lerini kimseyle kıyaslayamadıkları için aynı suçlamaların altına imza atmışlardı.

İçeriği paylaş